Pages

11 Ocak 2018 Perşembe

Kitap Yorumu: Gurur ve Önyargı - Jane AUSTEN

Merhabalar
Son bir haftadır sanki 1800'li yılların İngiltere'sindeymişim gibi hissediyorum. Her hafta yapılan çay partilerinin, eş arayışı içinde dolanan genç kızların olduğu baloların, entrikalarla dolu sosyetenin tam ortasına düşmüşüm gibi sanki. Jane Austen aldı beni böyle yıllar yıllar öncesine sürükledi. Gurur ve Önyargı bittiği zaman o dünyaya hapsolmak istedim. Son bir haftadır benden mutlusu yoktur sanırım. 😍

"Evlilikte mutluluk tümüyle şans meselesidir."

Size ilk okuduğum klasik kitabımla olan maceramı anlatmıştım değil mi? Belki yanlış bir zamanda belki yanlış bir çeviri ile Uğultulu Tepeleri okumuştum. İlk okuduğum klasikti ve beğenmemiştim. Sonrasında klasiklerden uzak durdum. Gurur ve Önyargı'yı yıllardır merak etmeme rağmen klasik korkum yüzünden hiç alıp, okuyamadım. Ama bu korkumu yenmeye başladım. Klasikleri İş Kültür Yayınları'ndan okumaya karar verdiğimden beri her şey daha güzel gidiyor. Bir de artık yaşımın getirdiği bir olgunluk da var sanırım. Gurur ve Önyargı'yı daha sindire sindire ve anlaşılır bir şekilde okudum. Eski dönemleri biraz araştırmam, tarih aşk merakım ve edebiyat öğrencisi olma yolundaki maceram sayesinde kitabı çok rahat okudum. Hatta bir daha okuyacağım ama 30'lu yaşlarıma gelince. 😃

"Etrafa kayıtsızlaşmak aşkın özü değil midir?"

Şimdi size kitaptan nasıl bahsetsem bilemedim. Çok fazla karakter var ama inanın bana dikkatli okuduktan sonra hepsi yerli yerine oturuyor. Zaten belli baş karakterler var. Kurgu genellikle onların etrafında geçiyor. Bunun yanı sıra dönemin izleriyle karşılaşacaksınız. Genç kızların balolardaki eş arayışı, annelerin kızları üzerindeki etkileri, dedikodular... Mis gibi bir tarihi aşk romanı aslında. Ki ben bu türe bayılan biriyim. O yüzden bu kitabı okumak benim için büyük bir keyifti.
Karakterlerden bahsedeyim. Beş kızı olan Bennet ailesinden konuya giriyorum. Anneleri Mrs. Bennet, şehre zengin bir gencin geleceğini duyunca hemen hazırlıklara başlıyor. Eh, beş kızına da eş adayı bulmak kolay bir iş değildir. Hele ki iki büyük kızının evlenme çağı geldiyse... Kocası Mr. Bennet'in başının etini yemeye başlıyor. "Genci ziyaret et, önden tanış ki davet edip kızlarımızla da tanıştıralım," diye. Öyle böyle derken bir balo oluyor. Evin en büyük iki kızı olan Elizabeth ve ablası Jane de katılıyor. Şehre yeni gelen zengin genç Mr. Bingley, Jane'i gözüne kestiriyor. Mr. Bingley'in yakın arkadaşı ve ondan da zengin olan Mr. Darcy de baloya katılıyor. Ama kendileri çok gururlu ve kaba biridir. Elizabeth'i, spoiler vermek gibi olmasın ama, açıkça reddediyor. Eh Lizzy bunun altında kalır mı? Adama büyük bir nefret duymaya başlıyor. Yeri geldiğinde çok güzel laflar da sokuyor.
Aradan zaman geçiyor. Yine bir araya geliyorlar ve Mr. Darcy, Lizzy'nin diğer kızlardan farklı olduğunu anlamaya başlıyor. Lizzy, sırf parası için ona yalakalalık yapmıyor ya da etrafında pervane olmuyor. Ama reddedilmesinden sonra ona yüz vermemeye kararlıdır.

Kurgunun genel hatları böyle aslında. Yan karakterlerin dedikoduları, birbirlerinin arkasından entrikalar çevirmeleri, yemek toplantıları, kızların akrabalarında kalıp misafir ziyaretleri derken olaylar öyle güzel gelişiyor ki... Jane Austen çok akıcı bir şekilde yazmış, Hamdi Koç da enfes çevirmiş. Betimlemelerden tutun diyaloglara kadar her şey anlaşılır ve sıkmayan bir anlatıma sahip. Çok sinir olup, kitabın içine dalıp bazı karakterleri boğazlamak isteyeceksiniz. Mr. Darcy'i bazen sarsmak bazen de sarıp sarmalamak isteyeceksiniz. Elizabeth'i kendinize daha yakın görebilirsiniz. Açıkçası ben kendimi resmen Lizzy'de gördüm. Umarım sonum da onunki gibi olur. 😄
Mr. Darcy'i de sevdim. Başlarda cidden soğuk, umursamaz ve gururlu gibiydi. Öyle gizemli öyle içine kapanık ve belirsizdi ki... Tam sevdiğim erkek tipi aslında. Onda gizli cevher olduğunu ve önünde sonunda bunu doğru zamanda doğru kişiye göstereceğini biliyordum. O yüzden bence en sağlam karakterlerden biriydi.

"Bazı insanların sahip olduğu yetenek bende yok," dedi Darcy, "daha önce görmediğim insanlarla rahat konuşma yeteneği. Başkaları gibi konuşmalarının tonunu yakalayamıyorum, söz ettikleri şeylere ilgi duyuyormuş gibi görünemiyorum."

Anneleri Mrs. Bennet ne kadar uyuz biriyse babaları Mr. Bennet o kadar sempatik bir adam. Babalarının olduğu her sahneyi sırıtarak okuyordum. Diğer kız kardeşler: Mary, Lydia ve Kitty. Lydia'ya da baya sinir olabilirsiniz. Sinir olacağınız çok karakter var aslında. Uzaktan kuzenleri olan Mr. Collins, Mr. Darcy'nin teyzesi mi halası mı çözemediğim kadın Lady Catherine de Bourgh, Mr. Darcy'in düşmanı gibi olan Mr. Wickham... Daha aklıma gelmeyen bile olabilir.
Bu kadar fazla karakter gözünüzü korkutmasın. Okudukça hepsi akılda kalıyor.
Kitap hiç bitmesin istedim. Devamı olsa balıklama atlardım herhalde. Nefis yazılmış, çevrilmiş. Kitabını okumadan filmini izlemem demiştim. Eh, artık rahatlıkla filmi de izleyebilirim. 😊
Okuyun, okutun. Özellikle de benim gibi tarihi aşk seviyorsanız tam size layık bir kitap olacaktır.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

Not: Beni kitap kurdu yapan, yıllardır dostum olan ve bendeki yeri hiç değişmeyen Aylin'ime "Gurur ve Önyargı'yı kesinlikle sen okumalısın," deyip, kitabı almama vesile olduğu için ömrümün sonuna kadar teşekkür edebilirim. 💚

10 Ocak 2018 Çarşamba

Kitap Yorumu: Alengirli Şiirler - Ali Lidar

Merhabalar
2018'deki ilk şiir kitabımı geçen günlerde okudum, bitti. Genellikle eski şairlerimizin eserlerini okuyordum. Her ay mutlaka farklı bir şairi tanıyıp, eserini okumaya gayret gösteriyorum. Bu ay biraz farklı davrandım. KAFKAOKUR dergisinde Ali Lidar'ın röportajını okuduktan sonra "bu adamı tanımalıyım," diyerek kitaplarını araştırdım. Baya ilgi çekici geldiler. Daha sonra üstünden birkaç gün geçti. Kitapçıda ocak ayı için şiir kitaplarına bakınırken Alengirli Şiirler gözüme çarptı. İçine şöyle bir göz attım. Ama en çok arka kapaktaki şiir beni ele geçirdi. Ve kitabı kaptığım gibi okumaya başladım.
Günümüz şairi olduğu için günümüz etkileri daha baskın, doğal olarak. Şiirlerin bir kısmını çok sevdim bir kısmı da bana göre değildi. Ama yine de zevkle okudum. Size birkaç alıntı bırakacağım. Ali Lidar'ın diğer kitaplarını da alıp okumayı planlıyorum. Değişik bir tarzı var. İnternetten araştırmanızı tavsiye ederim. 👀


Herkes gider
Ne?
Bilmiyor muydun sanki
Sevgili kalbim!
Neden hala apartman boşluğunun
Gün ışığı görmeyen penceresinde
Kuş sesleri beklersin.

...
hatırla ama unutma hatırla ama unutma
ateşle buz neyse seninle ben de oyduk
ayrı ayrı çok güzel
birlikteyken ölümcül.

Kaçırdığımız sabahlara ciddi bir özür borçluyuz
beraber uyanmadığımız bütün sabahlar
bir şey eksikti vardı yeryüzünün haberi
yanımızda başka bedenler
aklımızda başka hayaller
ama aynı güneş aynı gökyüzü...

Belki kadar keskin
ve keşke kadar imkansız
birbirimizden uzaklaşmamız
kırılsak da tırnak uçlarımıza kadar
kırılırız elbet bunu gerektirir yaşamak.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

2 Ocak 2018 Salı

Kitap Yorumu: Kalpsiz - Marissa Meyer

Merhabalar
Herkes 2018 telaşını atlattı mı? Valla ben süper duygusuz girdim bu yıla. 2017'nin darbelerinden sonra koyverdim, hodri meydan dedim. Sürprizlere açığım, dedim 2018'e. Bir de kötü bir yıl yaşandığı zaman o yılın sayısına yüklemek bu cefayı... Aynı şeyi bende yapıyorum ve baya anlamsız geliyor aslında ama n'apalım insanız işte. 👀
Durun, konu bu değildi. Bir kitap yorumu girerken aklım hep diğer yazmak istediğim şeylere gidiyor, sonuç da bu oluyor. Bugün size 2018'in ilk yorumunu yazıyorum. Daha güzel ve dolu dolu bir yorumla giriş yapmak isterdim ama en son okuduğum kitap Marissa Meyer'ın Kalpsiz romanıydı. 
2017 bitmeden önce kitabı okudum fakat yorumunu girmeye üşendim. Bir de kitap bitince durup düşündüm, "Ay Günlükleri serisi ile Kalpsiz'in yazarı nasıl aynı olabilir?" Yazar Ay Günlükleri serisi ile kalbimi fethetmiş, ne yazsa okurum moduna girip Kalpsiz romanına balıklama atlamış ve sonrasında kayaya çakılmış olarak buldum kendimi. Bakın, bunu çok az yazar yaptırabilir. Mükemmel kurgular yazıp da araya çürük kurgular sıkıştırmak... Bilmiyorum. Riskli bir durum. Ben bundan sonra Marissa Meyer'ı balıklama okur muyum, meçhul...
Kitabı çok yerden yere vurdum ama cidden haklıyım. Hele kitabın sonu... (Burada sesim adeta tizleşiyor.) Yani al fırlat. Fırlatma, yak. Seri bir kitabın ilki olsa, tamam ikinci kitabı bekleyelim diyeceğim. Ama tek kitaplık bir kurgu ve inanın bana löp diye bitiyor. O kadar mantıksız ki...
Normalde sevmediğim ya da hakkında olumsuz yorumlar yaptığım kitaplara blog'umda yer vermiyorum ama Marissa Meyer sevdiğim bir yazar olduğu için bu kitabına isyan etmek amacıyla yorum girdim. 
Yazarı bilenler bilir, masallardaki karakterleri kendine göre kurgulamayı çok seviyor. Kalpsiz romanında da Alice Harikalar Diyarında'yı baz almış. Çocukken Alice'i okuduğum için pek kurgusunu hatırlamıyorum ama Kalpsiz'i okurken bazı benzetmeleri yakaladım. Ortada yine bir krallık var. Harikalar Diyarı'nda yaşayan Catherine, bir leydi olmasına rağmen tatlı yapmaya bayılan bekar bir kız. Çay partilerine, Kupa Kralı'nın düzenlediği etkinliklere falan katılırken hep kendi yaptığı tatlılardan götürüyor. Ve halk da bu tatlılara bayılıyor. Adeta sihirli gibiler. Bu yüzden Cath'in de bir hayali vardır. Hizmetçisi ve yakın dostu Mary Ann ile birlikte bir pastane açmak. 
Fakat bu hayallerini askıya almak zorunda kalıyor. Çünkü tıfıl, çocuk ruhlu ve Cath'e hiç hitap etmeyen Kupa Kralı leydimiz ile evlenmek istiyor. Cath dışında herkes bu evliliğe hazır. 
Olaylar böyle ilerlerken bir de Kupa Kralı'nın gizemli soytarısı Jest -Joker- ile Cath tanışıyorlar. Eh, aşk kokusunu alabiliyorsunuz değil mi? Ama Cath bir yandan ailesinin evlilik baskısından kurtulmaya çalışırken bir yanda da Jest'e olan duygularını anlamlandırmaya çalışıyor. 
Kurgu böyle çok toz pempe, şeker kıvamında gözüküyor değil mi? Ama hiç de öyle değil. Ortada bilinmeyen sırlar var; büyü, delilik ve canavarlar da mevcut. Masalsı diyar, karanlıklarla dolu.
Keşke bu kurguyu böyle enfes devam ettirebilseydi, sevgili yazarımız. Ama sonrasında öyle çuvallamış ki... Ben sevmedim. Bazen gereksiz anlatımlar da vardı, bazı gizemleri erkenden çözdüm ve dediğim gibi sonu yüzünden al kitabı yak.
Eğer ikinci kitabı yazmazsa kurgu çok açıkta kalarak bitmiş olacak. Yoksa ben mi anlamadım? Okuyanlardan da yorum bekliyorum. Her şeye rağmen merak ediyorum diyorsanız, okuyun efenim.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

20 Aralık 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Bridget Jones'un Günlüğü - Helen Fielding

Merhabalar
Bu aralar birbirinden çok farklı kitaplar okuduğumu fark ettim. Bunu biraz bilinçli yapıyorum çünkü kitaplığımda farklı türlerden okunmayı bekleyen bir yığın var. Hazır bu dönem boş vaktim var dedim doyasıya okuyayım. 1984 sonrası kafamı hafif bir şeylerle dağıtmak istedim ve elime Bridget Jones'un Günlüğü geçti. 
Aslında bu seriyi okumak hiç aklımda yoktu. Benim gibi bir kitap kurdu olan teyzem seriyi toplu alıp okumuş. Geçenlerde, 'mutlaka oku' diyerek kitapları kucağıma verince ben de merak edip seriye başlayayım dedim. İyi de oldu aslında. Tam romantik-komedi kıvamında ve sizi hiç boğmayan bir anlatımı var.
Ortada belli bir kurgu yok aslında. Bridget Jones, 30'lu yaşlarında ve hala bekar olan bir kariyer sahibi genç kadındır. Ülkemizde de aşina olduğumuz gibi 'evlilik' baskılarına maruz kalmaktadır. Ama onun aklı hala beş karış havadadır. Bkz; bu ben oluyorum. 22 yaşında olmama rağmen 'eee birileri yok mu hayatında, üniversitede hiç mi olmadı' gibi sorulara maruz kaldıkça, 'hayır kimse yok hayatımda, oldu ama istemedim, ay ben kariyer yapacağım evlilik ve çocuk bana göre değil' diye sıvışmaya çalışıyorum. Yani bu baskı neden yapılır bilmiyorum. Bekarım ve süper mutluyum. Genelleme yapmak istemiyorum ama şimdiki dönemdeki erkeklerin kısıtlamalarını, kıskançlıklarını ya da sorumsuzluklarını çekmek istemiyorum. Sevmeyi seven biri olarak bile artık gözüme birine kestirip dede soyuna kadar derinlemesine bir araştırma yapmıyorum artık. En son göreceğimi gördüm ve şimdi kendi halimde memnunum. Bridget Jones da böyle düşünüyordu ki hayatı birden karman çorman oldu. 😃 Çok komik bir anlatımı var. Bazen daldan dala atlıyor ama dediğim gibi ortada bağlantılı bir kurgu olmadığı için bu göze batmıyor. Bizim PuCCa tarzında bir seri olmuş. Hatta onun yabancı versiyonu bile diyebilirim. Tek fark, bu yazarın bir kurgusu. Yani gerçek hayatından da alıntılar yapıyor olabilir, bilemedim. 

(Eski sevgilisi ve onun yeni kız arkadaşından bahsederken...) "Umarım ikisi de obez olur da vinçle camdan çıkarmak zorunda kalırlar."

Neyse. Tam zaman öldürmelik, çerez bir kitap olmuş. Bayıldım, hastası oldum diyemem ama hafif bir şeyler okumak isteyenlere öneririm. Seriye devam edeceğim. Okurken illaki Bridget'tan kendinize ait bir şeyler buluyorsunuz. Mesela ben de onun gibi yediklerime çok dikkat ederim, hiç üşenmem kalori hesabı yaparım, tatlıyı aşırı kaçırınca vicdan azabı çekerim, kendime bir şeyi yapmayacağıma dair söz verip diğer gün dayanamayıp yaparım, erkekler konusunda hep yanlış kapıyı didiklerim falan filan. O yüzden Bridget Jones'u çok sevdim ve sıradan bir konusu olmasına rağmen okumaya devam edeceğim. Size de öneririm. 👀

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

18 Aralık 2017 Pazartesi

Kitap Önerisi: 1984 - George Orwell

Merhabalar
Hayatımda en çarpıcı, en dehşet ve aynı zamanda en etkileyici distopya kitabını okudum diyebilirim. Daha önce bahsettim mi bilmiyorum ama distopik dünyaları çok seviyorum ve bu türdeki romanları okumaya bayılıyorum. Şuana kadar en popülerden Açlık Oyunları ve Uyumsuz serilerini okudum ama tabii bunlar bir süre sonra entrikalı dünyalara dönmüşlerdi. Yine de iki seri de enfesti ve distopya türüne merakımı arttırmışlardı. George Orwell'ı ise ilk kez lise 3'teyken okumuştum. Felsefe dersi için Hayvan Çiftliği okuma listemizdeydi. O zamanlar çok bilinçli okuduğum söylenemez ama yine de çok etkilemişti. Yıllar sonra üniversite ortamında 1984'ün bir sohbeti oldu. Arkadaş, kitabı öyle etkileyici anlattı ki 'en kısa zamanda okumazsam boşa yaşıyorumdur,' dedim ve İstanbul Kitap Fuarı'nda hiç oyalanmadan aldığım kitaplardan biri de 1984 olmuştu. 
Kitabı yiyip bitirmemek için kendimi zor tuttum. Bu aralar zaten bende bir okuma isteği var ki... Anlatamam. Sanki yıllardır hiçbir şey okumamışım gibi kitap okuyorum. Terapi gibi geliyor. Ve 1984'ü elime almamla kitap açlığım daha da kabardı. 
Enfes ama aynı zamanda dehşet bir distopya dünyasına hazır olun. 

"Bilinçleninceye kadar asla baş kaldırmayacaklar, ama baş kaldırmadıkça da asla bilinçlenemezler."

Ortada bir sistem var. Parti diye adlandırılıyor ve başlarında Büyük Birader diye biri var. Aslında gerçekte var mı yok mu belli değil. Ama sizi her yerden gözetleyebiliyor. Herkesin evinde tele-ekranlar var ve hem ses hem görüntü olarak takiptesiniz. Uykunuzda bile takip ediliyorsunuz. Öyle ürkütücü bir dünya ki... Winston, 39, kendi halinde bir baş karakterdir. Ama aslında göründüğü gibi değildir. Sistemin ve onun kirli oyunlarının farkındadır. Hatta bu sistemin tam göbeğinde çalışmaktadır. Ama 'farklı' düşüncelerini kimseyle paylaşmaya cesaret edemez. En ufak bir hareketi bile ölümle sonuçlanabilir. Ve bir gün sonunda ölümün olacağını bile bile günlük tutmaya başlar. Küçükken hatırladıklarını ama şimdi olmayan şeylerden bahseder. Winston'nın bir konuşmasından alıntı yapacağım ve yazıma öyle devam edeceğim: "Geçmişin resmen silinip yok edildiğini kavrayamıyor musun? ... Artık Devrim'le, Devrim'den önceki yıllarla ilgili hemen hiçbir şey bilmiyoruz. Bütün kayıtlar ya yok edilmiş ya da çarpıtılmış, bütün kitaplar yeniden yazılmış, bütün resimler yeniden yapılmış, bütün heykeller, sokaklar ve yapılar yeniden adlandırılmış, bütün tarihler değiştirilmiş. Üstelik bu işlem her gün, her dakika uygulanmaya devam ediyor. Tarih durdu. Parti'nin her zaman haklı olduğu sonsuz bir şimdiden başka bir şey yok. Geçmişin çarpıtıldığını biliyorum, ama bu çarpıtmaları ben yaptığım halde bunu asla kanıtlayamayacağım. İş bittikten sonra geride tek bir kanıt kalmıyor. Tek kanıt kafamın içinde ve benim anılarımı paylaşacak bir kişi daha var mı, bilemiyorum." 
Bu alıntı daha hiçbir şey. Kitap korkunç gerçeklerle dolu. Düşünsenize, bildiğiniz düzen bir anda ortadan kaldırılıyor. Ve eski düzeni bilenleri de bir bir yok ediyorlar. Geriye yeni nesil kalıyor ve her şey en başından beri böyleymiş gibi onlara aktarıyorlar. Basılan kitaplar, haberler, dergiler her şey ama her şey yeniden düzeltiliyor ve eskisi hiç olmamış gibi davranıyorlar. Bunun bilincinde olan bir siz varsınız ve tek başınıza mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Winston, kesinlikle cesaret verici şeyler yaptı. Yani, bile bile ölümün kucağına atlamaya razıydı. Kitap dehşetlerle dolu.
Abartmıyorum, kitabı okurken tüylerim diken dikendi. Bu kurgunun gerçekleştiğini düşündükçe yok olasım geldi. İnsanlardan insan haklarını komple alıyorlar. Sizi birer ruhsuz robota dönüştürüyorlar. Bir hiç için. 
Kitap hakkında söylenecek çok şey var da yok. Her yaştan herkesin okumasını öneririm. Celal Üster enfes çevirmiş. Bazen okurken kurgunun korkunçluğundan başıma ağrılar girdiyse, çevirmen çevirirken neler hissetmiştir kim bilir. Georger Orwell'ı okuyun, okutun. Yazar gibi yazar. 

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

13 Aralık 2017 Çarşamba

Kitap Önerisi: Otuz Beş Yaş - Cahit Sıtkı Tarancı

Merhabalar
Nasılsınız? Ben bir depresyondayım bir 'hobaaa' havasındayım. 2017'nin bir an önce bitmesini ve 2018'in umduğumdan daha renkli, bol hayal gerçekleştirmeli ve elbette sınırsız kitap aldığım bir yıl olmasını diliyorum. Tek sayılarla bir problemim var sanırım. ...2013, 2015 hep karın ağrısıyla geçmiştir bende. Oysaki ...2012, 2014, 2016 öyle mi? Yaşasın çift sayılar! 😃
Ay, durun! Konudan saptım. Ben size Aralık ayında okuduğum şairden ve şiirlerinden bahsedecektim nerelere daldım yine. Efendim, biliyorsunuz ki Temmuz ayından beri her ay bir şairi gözüme kestiriyorum ve herhangi bir şiir kitabını alıp, şiirlerle daha da kaynaşıyorum. Bu ay Cahit Sıtkı Tarancı'yı okudum. Otuz Beş Yaş şiir kitabını taa lise yıllarımdan biliyordum. Hatta edebiyat hocamız ilk kez şairden bahsederken 'ölüm ve yalnızlık temalarını işleyen bir şairimiz' dediğinden beri Tarancı hep merak ettiğim ve tanımak istediğim bir şairdi. Sonunda şairle ve şiirleriyle tanıştım.
Can Yayınları'nda yayımlanan ve Asım Bezirci tarafından derlenen Otuz Beş Yaş şiir kitabı adeta dolu dolu! Her bir şiirden şairin duygularını iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Kitabın başında Tarancı'nın röportajlarından ve sözlerinden alıntılar var. İlk başta onları okuyup sonra şiirlerini okuyunca her şey daha net ve açıklayıcı oluyor. Kesinlikle hiçbir zaman şairi tanımadan ve görüşlerini bilmeden şiirlerini okumayın. O yüzden kitabın bu basımını çok sevdim. Ayrıca en bayıldığım kısımlardan biri de kitabın sonundaki Tarancı'nın dilimize çevirdiği şiirler. Öyle müthiş çevirmiş ki sanki kendi dilimizde yazılmış gibiydi. Kitap enfesti. Kesinlikle öneririm.
Sizlere, okurken içimi ısıtan, iç çektiren birkaç alıntı bırakacağım. İnanın o kadar çok vardı ki, anca eleyip blog'da paylaşabildim. Umarım benim kadar keyif alırsınız. İyi okumalar. 💚

(Her biri farklı şiirlerden alıntıdır.)
...
Bir kış güneşi gibi ben keyfimin eseri
Görünüp gidiyorum.
Ne belli bir yerim var, ne de sevdiğim biri
Sürünüp gidiyorum.

...
Her şeyden, her insandan, bütün dünyadan ırak,
Ta içimizden gelen bir ahenge uyarak,
Ve bu ahenkle sarhoş, ister misin sevgilim,
Hiç sonu gelmeyecek bir ömür geçirelim?

...
Sevgilim, buradan uzak,
Uzaklarda yaşamak,
Sevmek ve ölmek için,
Açılıp denizlere,
Bir gün gitsek mi dersin
Sana benzeyen yere.

...
Geçmiş günlerimi hatırlamalıyım,
Dalıp dalıp akarsuya,
Hayaller kurmalıyım,
Güzel geleceğe dair.
...

...
Kadehler daha yavaş içilmelidir;
Çok daha uzun sürmeli öpüşmeler,
Sabahlara dek muhabbet etmeliyiz!

Gün bizi ayıracak birbirimizden.

...
Yalnız aşkta, kumarda, hayalde değil,
Her adımda bir şeyler kaybediyoruz.

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane

11 Aralık 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Karmakarışık - Emma Chase

Merhabalar
Size şimdi okurken feminist tarafınızı ayaklandıran bir kitap önereceğim. Şaka şaka. Çok eğlenceli bir romantik komedi kitabından bahsedeceğim. Ama arada 'sen ne diyorsun be!' demeden duramadım. Sizi hem süper sinir eden hem güldüren hem de kendine çeken bir karakterle tanıştırayım: Drew Evans. Kendisi tahmin edebileceğiniz gibi süper yakışıklı, mesleğinde almış başını gitmiş ve aynı zaman inanılmaz çapkın biri. Bu arada ilk kitap onun gözünden anlatılıyor. Kitap bu yüzden çok eğlenceli sanırım. Biz kadınlar gibi olayları direk drama bağlamıyor. Aklı fikri kadınların vücudunda. Umursamaz görünüyor. Hele ilişkiler hakkında bir betimlemeleri var ki... Onları ayrı bir kitapta bile yayımlayabilirler. Kesinlikle okuyup, görmeniz lazım. Burada birini paylaşsam bile hepsi okunmaya değer. Yani anlayacağınız uyuz mu uyuz ama bir yandan insanları eğlendiren bir erkek karakterle baş başayız. 
"...bazen bir erkek doğru kadınla tanışana kadar adam olamaz."
Kadın karakterimiz Katherine Brooks, hem dikkat çekici güzellikte hem de çok zeki. Kendi alanında baya uzman sayılır. Yüksek lisansına kadar her şeyi tamamlamıştır ve artık iş hayatına atılmak üzeredir. Bilin bakalım kimin şirketinde işe giriyor? Bingo! Drew ile artık iş arkadaşı olurlar ama öncesinde de bir ön tanışmaları olur. Drew'in klasik cumartesi bar gecesinde. Ama Kate'i orada elde edemez. Sonrasında iş yerinde görünce küçük çaplı bir kalp krizi geçirir. Çünkü Drew'in bir kuralı vardır: İş yerinde kimseyle cinsel ilişkiye girmek yok! Ta ta taaam. Bol kahkahalı, bol entrikalı ve bol sinir bozucu kurguya hoş geldiniz! 😁
Kitapta cidden gülmekten yerlere yatıran sahneler vardı. Drew'le Kate'in bir işi kapmak için birbirleriyle ezeli rakip olmaları... Drew'in Kate'i elde etmek için bin taklalar attığı çabalar... Yani böyle tam romantik-komedi film havasındaydı. Okumaktan çok olayları seyrediyormuşum gibi hissettim. Yazarın dili, çevirmenin çevirisi süper akıcı. Sayfalar havada uçuştu resmen. Kitabı Drew'in anlatması daha etkileyiciydi bence. Genellikle yazarlar ilk kitabı kadın karakterler gözünden anlatır daha sonra erkek karakter gözünden olayları okurduk ama Emma Chase bu tabuları yıkmış bence iyi de yapmış.
Drew sayesinde erkekler hakkında şaşırtan ya da hiç aklımıza gelmeyen birkaç şeyi de öğreniyoruz. Dediğim gibi ilişki betimlemeleri de çok güzeldi. Mesela ciddi ilişkiler konusundaki düşüncesi: "Neden bir kütüphaneye kitap ya da kumsala kum getirirdiniz ki? Yani, neden süte bedavaya ulaşabiliyorken, gidip ineği satın alasınız ki?" Daha bunun gibi bir sürü kendince betimlemeleri var ve cidden harbiden öyle diyorsunuz. Ama tabii bazen de benim gibi saçlarınız sinirden diklenip, "ne diyorsun be popomun kenarı!" diye atarlanabilirsiniz. Drew çok değişik bir karakter ama içi dışı bir olduğu için kızamıyorsunuz da. 😍
Bu ikili dışında çok renkli yan karakterler de var. Drew'in çocukluk ve aynı zamanda iş arkadaşları olan Steven, Jack, Matthew; Drew'in ağzı iyi laf yapan ablası Alexandra ve onun aşırı sevimli kızı Mackenzie; Kate'in çılgın arkadaşı Delores. Kitap cıvıl cıvıl. Bazen bazı 'yanlış anlaşılma' olayları yüzünden kitaptan soğmadım değil ama neyseki yazar çabuk toparlamış, sakız gibi uzatmamış. Seviliyorsun Emma Chase 💚.
Genel olarak öneririm ama bol bol +18 içeriği olduğunu da belirteyim. Romantik-komedi severlere gözüm kapalı öneririm. Beklentisiz okuyun çünkü bu türün beklenti veren bir kurgusu olmaz pek. 😊

Kocaman sevgiler, öpücükler: Jane